Son dört yıldır… Hayatımda hiçbir cenazede gözyaşı dökmedim. Oğlumun vefatından bu yana, cenazelerde ağlamayacağıma dair kendime ağır bir söz verdim. O söz, kalbimde taş gibi durur hala. Ama bu kez olmadı. Bu kez yıkıldım.

Volkan Konak’ın vefatını öğrendiğimde içimde bir şey koptu. Oturdum ve sessizce ağladım. Bu, bir sanatçının ardından dökülen gözyaşı değildi. Bu, bir insanın ardından gelen veda gözyaşlarıydı. Bir dostun, bir halk adamının, bir yürek insanının ardından…

Alanya’da gazetecilik yaptığım dönemde bir konseri olmuştu. Görev icabı oradaydım; hem fotoğraflar çekiyor, hem de konseri izleyip haber için notlar alıyordum. Ama konserden sonra yaşadığım o muhabbet, meslek hayatımın unutulmaz anılarından biri oldu. Fırsat oldu. Sohbet ettik. O anda karar verdim: Bu adam sadece sahnede şarkı söyleyen biri değil. Bu adam, içi dışı bir, tertemiz bir yürek.

Konu dönüp dolaşıp konser fiyatlarına geldi. “Çok yüksek rakamlar alıyorsunuz” dedim. Ne ego, ne kibir… Hiçbiri yoktu yüzünde. Gülümsedi, dedi ki:

“Diğerlerini bilmem. Ama ben ekibimin tüm sosyal ve ekonomik haklarını son zerresine kadar öderim. Ayrıca sayamayacağım kadar kız öğrenciye burs veriyorum. Kısacası kazandığımız ancak yetiyor…”

İşte o an içimde bir şeyler yer değiştirdi. O burs verdiği öğrencilerden bazılarına biz de vesile olduk. Aracı olduk, yol gösterdik. Ve gün geldi, bir öğrenci mezun olduktan sonra arayıp teşekkür etti. İşte o zaman, Volkan Konak’ın ne demek olduğunu, o “Kuzeyin Oğlu” lakabının ne kadar haklı bir unvan olduğunu daha iyi anladım.

Çünkü o sadece türkü söyleyen biri değildi. O, memleketin yoksul çocuklarına ışık olan bir insandı. Yaptıklarını bağıra bağıra anlatmadı. Paylaşmadı. Göze sokmadı. Çünkü gösteriş değil, gönül adamıydı.

Ama bugün... Klavye başında oturup, başkasının hayatına laf yetiştirmeyi marifet sayan bir güruh var bu ülkede. Klavyesini kalkan yapıp insanlığına saldıran, ne yaptığını bilmeyen, kul hakkının ne olduğunu unutan bir kitle...

Diyorlar ki:

“Volkan Konak fasıkmış.” Sana ne?
“Volkan ölünce ‘beni yakın’ demiş.” Sana ne?

“Volkan alkol alıyormuş.” Sana ne?

Yahu size ne?
Sana ne onun inancı, düşüncesi, alışkanlığı? Sana ne onun yaşama biçiminden? Allah mısınız? Hak mısınız? Kimin hayatına hükmediyorsunuz?,

Ömrünüzde kaç kız çocuğu okuttunuz? Ömrünüzde kaç genç kızın hayatına dokundunuz? Din alıp, din satmaktan gayri ne işe yararsınız? Size mi soracaklar Volkan Konak’ın sevabını günahını? Nasıl bir vicdansızlık içinde kör olmuş kalpleriniz?

Bu ülkede iyi olanı yaşatmak zor. Hele ki doğru bildiğini söyleyen biriysen… Hele ki yoksulun yanında, haksızın karşısındaysan... Seni hemen günahkâr ilan ederler. Bir etiket yapıştırır, köşeye atmaya kalkarlar.

Ama Volkan öyle biri değildi. Sustu çoğu zaman. Şarkısıyla, şiiriyle, suskunluğuyla anlattı her şeyi. Kalabalıkların içinde bir yalnızdı belki ama, o yalnızlığı bile asil duruyordu üzerinde.

Onun sesinde Karadeniz’in deli rüzgarı vardı. Gönlünde Anadolu’nun hasreti. Her konserinde sadece müzik dinlemedik biz. Bir kimliği, bir duruşu, bir vicdanı izledik.

Gitti şimdi... Geriye kalan sadece şarkılar değil. Geriye onurlu bir yaşam, tertemiz bir iz, ve binlerce insanın duası kaldı.

Bir Akdenizli olarak, bir Karadenizli’ye gözyaşı döküyorum.
Bu memleket senin gibi adamları kolay yetiştirmiyor be Kuzeyin Oğlu.
Yerin kolay dolmaz.
Sesin kulağımızdan silinmez.
Yüreğin hafızamızdan çıkmaz.

Mekânın cennet olsun..
 

Sana laf sokuşturanlar defolup gittiğinde,

Bir fazlalaşacakken;

Sen gittin… Biz eksildik.


Not: Başkalarının dini ile uğraşanlara "dinci" kendi dini ile ilgilenenlere "dindar" denir. Dünyamız yüz yıllardır ne çektiyse dincilerden çekti!